yaraya tuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaraya tuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2010 Pazartesi

everyone













Ey gidi erken gelen sezon finali, hem erken hem eksik geldin.
Valla ne anladım ben bu işten! Naomi yok Panda yok,
Everyone'ı çakıp, 8. bölümde bitirdiler güzelim sezonu.
Razıydım ona da ama resmen apar topar, yarım yamalak bitti.
Yani harika bir Skins jenerasyonuna böyle mi veda edicektik...
Olan zavallı Freddie'ye oldu, bok yoluna gitti adet yerini bulsun diye.
Ne kadar da gereksiz bi şeydi o ölüm ve o hasta doktor da yarabbi!
E valla 5. sezonu izleyecek şevk bırakmadılar adamda!

15 Mart 2010 Pazartesi

effy

















Effy'nin türlü ruh dalgalanmasına Battles'ın eşlik etmesi iyi fikirmiş.
Fakat mevzu Effy olunca gizemle örülü bi thriller'a dönüşüyo o bölüm.
Finaldeki Fred sahnesi bildiğin Haneke filmi değildi de neydi!
Yediler iki bölümümüzü bi de! Haftaya sezon finali!

6 Mart 2010 Cumartesi

jj

















JJ dostum dünyanın en iyi insanı olduğundan ona layık bölümdü bu.
JJ'in sütçü arabasının arkasından sırıtan yüzü ise bildiğin "her şey"!

26 Şubat 2010 Cuma

freddie

















Freddie bölümü acıdan yerlere düşüren 4. sezonun en kazıklarındandı.
Razı olmadı gönlüm adeta bu perişanlığa, bu çaresizliğe.
Effy trajedisiyle hem kendini, hem Freddie'yi hem de bizi yedi.
Darmadağın etti birden fazla hayatı kendininkiyle birlikte.
Dostu Cook'un anlayan kucağı susturdu Fred'in isyanını.
Istırabını bastıramasa da avuntusu oldu bizim karaoğlanın...
Effy'nin kendi bölümünde de muhtemelen kolonyalarla ayıltılacağız...

20 Şubat 2010 Cumartesi

katie

















Korumaya çalıştıkları şeyler için feda edilirsin bazen.
Atmazlar seni ama buruştururlar, kırış kırış yok olursun.
Tamam dersin, buyurdukları rolü üstlenirsin.
Israr, inat fayda etmez, o ailenin ümit bağladığı her şey sensin,
En büyük isyanın da işte buna Katie, seni bağrıma basıyorum.

12 Şubat 2010 Cuma

cook
















Cook'a yazık günah mı, yoksa hakediyor pezevenk mi?
Ortaokulda bana musallat olan pis bully'yi andım bölüm boyunca.
O kadar iyi anladım ki bazısı onu ama avukat da haklı "so what!"ında.
Kalbim kırıldı yine de. Cook'lar özünde iyi insan çünkü.

9 Şubat 2010 Salı

emily

















Emily'nin ağlamalı filan bölümü içimi fena burdu.
Mahvedici perişanlıklarımızdan aldatılmaktı bu bölümün konusu.
Istırabın, kasvetin en büyüğü bizim oldu yine bu üzücü bölümlen.
Lanet olsun, bu çocukların yüzü ne zaman gülecek!
Yazık günah yemin ederim içim parçalanıyo her hafta...

31 Ocak 2010 Pazar

thomas

















Thomas'ın perişanlar perişanı hikayesi ile başladı dördüncü sezon.
Hayatla bağları zayıf gençlerin acı öyküsü kaldığı yerden sürüyor.
Olmazsa olmaz duygular aşk, öfke, tutku yine bir buket olmuş.
Müzikler yine acıyı katmerleyip, coşkuyu tavan yaptıran cinsten.
Allahsız ekip yine bizi epey hırpalayacak bir sezon hazırlamış belli ki.
Sırada Emily'nin bölümü var ama Thomas'ın sızısı dinmiş değil...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Güneş yıldızların en parlağı...














Perişanlarım yukarı bakın. Güneş sizler için hüzmelerini çıkarmış. Artık kurbağa yağmıyor üzerimize. İlaçlar yok artık. Gizlenmiş duygular, göstermelik ilişkiler yok. Bu yeni gün kamaştırmış hepsini. Her hüzme bir hikayeye ışık tutuyor, her hikaye bir hayata...

Penceremden üfleyen rüzgarı yüzümde hissederken sırtımı yatağıma yaslıyorum son bir kez.

Sonra hayata karışıyorum.

Sen, ben, o, hepimiz oradayız, yürüyoruz ağır adımlarla...

25 Ocak 2010 Pazartesi

I Am Love
























"Aşk sensin" demişti bir arkadaşım. Ben pozitif enerji ve reiki ile barışamadım sonraları. Yani zihnim epey zedelenmiş bu yaşa gelene kadar, artık çok geç olmuş. Yine de yüreğimi bir ben bilirim, bir de perişanlarım. Bugün yine bir rüzgarlıyım. Hayırlara vesile olsun.

21 Ocak 2010 Perşembe

I Thought I Was Over That





















Şunu farkettim ki, Lali Puna beni hiç yüzüstü bırakmıyor. "Onu" dinlerken hiç perişan olmuyorum. Mesafeli olduğu kadar samimi. Her dem...

18 Ocak 2010 Pazartesi

Gloomy Monday














Kendi kendime tekrarlıyorum: ondan bir şey beklemeyi bıraktığın noktada hem kendini hem de onu özgür bırakmış olacaksın. Ama bu gelgitler düğümlüyor beni her geçen gün. Yaralarım üstün körü sarılmış bir halde başladığım noktaya geri dönüyorum. Bugün boğazım perişan. İçtiğim sigaralar ne boğazıma yarıyor ne mideme. Bu da yetmezmiş gibi düğüm düğüm. Sen ölmüşçesine ağladım. Hala neyi çözemedi bu boğazım ?!

Yatağımın yanındaki duvar o kadar soğuk üflüyor ki geceleri, delirme pahasına istiyorum ara ara karabasan gibi beliren bedenini yanıbaşımda. Önceleri ter içinde uyanıp kulağımdaki fısıldaşmalarımızın karanlığın içinde yitip gitmesini izliyordum. Sonra bedeninin ağırlığını yanımda hissetmeye başladım bazı geceler. Sabahın ilk ışıklarına daha varken telefona sarılıyordum, belki diye...Şimdi sadece soğuk duvar var. Çocukluğumun soğuk gecelerini yüzüme üfleyen.

Herkes bu halkanın bir çengeli ona şüphem yok. Kimisi güçlü, kimisi zayıf, kimisi vurdumduymaz...Bunu da kendi kendime tekrarlıyorum. Yine de her hikaye farklı. Benim hikayemin yarım kalmışlığı, kullanılmışlığı beni bu denli düğümleyen. Tek başıma tamamlayamam bu hikayeyi. Senden beklemeyi bırakabilirim, evet. Deneyebilirim en azından. Başaramazsam tek avuntum senden istediğim söz olur. Hani şu her şeyin bittiği an, seni son gördüğüm an, gözlerim nemli kulağına fısıldadığım, hikayeye son noktayı koyacak olan söz.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Ve bir, ki, üç: perişanım, perişansın, perişan.















Attachment is a difficult thing to undo...

Women In Love aka Perişan Aşıklar

















No smoking. No tatoo. No piercing. No cigarettes. No sex. How frightfully kind of you !

13 Ocak 2010 Çarşamba

Korkunun Korkusu



















Bugün içimi bir korku sardı. Hep vardır bu korku, ara ara yoklar. İlkin ölümü farkettiğinizde başlar. Anlarsınız ki, kontrolünüz dışında kayıplar vereceksiniz. Adım adım tüm hayatınızı bu korkuyu unutturacak şeylerin peşinden koşmaya odaklarsınız. Kimisi için iş, kimisi için aşk, kimisi için arkadaşlık, kimisi için dostluk, kimisi için aile, kimisi için sex, kimisi için çeşitli hobiler bu koşuşturmanın öznesi olur. Bu özneler sayesinde mevzu bahis korkuyu derinlere bir yere gömer, bu kısa süreli yolculuğun tadını çıkarmaya çalışırsınız. Zalim hayat kendinizi tüm benliğinizle odakladığınız bu özneleri zaman zaman ortadan kaldırmasını da bilecektir. Hatta bazen hayatınız bu öznelerden daha çok zincirleme isim tamlaması denli bir talihsizlikler silsilesine dönüşecektir.

Bu dönüşümü yaşıyorum ben de bir süredir. Ve dün olanlar oldu. Aramızdaki son bağ koptu. Elime bıraktı kopan ipi ve gitti. Öptü, sarıldı, güldü, gönül okşadı, güzel sözler sarfetti. Ama neye yarar bu saatten sonra ? Gitti, göz göre göre.

Ürperten satırlar aklıma dizildi, fısıltılar dolaştı zihnimde: "When I am with him, I feel, yes I am living. And when I am not with him , yes everything seems sort of silly."

Yine yarım kaldı, yine yarım kaldım.

Hayat bizi ayırmakta hep hızlı, bir araya getirmekte hep yavaş davrandı.

Endless Loop















Ben bu hikayeyi tekrar tekrar yaşamaktan, bu nasihatları tekrar tekrar dinlemekten, bu acıyı tekrar tekrar çekmekten perişan oldum. Siz de benden çok dinlediniz bu hikayeyi. Bir de Kate Nash'ten dinleyin.

We Get On by Kate Nash

Simply knowing you exist aint good enough for me
But asking for your telephone number
seems highly inappropriate

Seeing as I can't
even say hi
when you walk by

And that time you shook my hand it felt so nice
I swear I've never felt this way about any other guy
and I never usually notice people's eyes but..

I conducted a plan
To bump into you most accidentally
but
I was walking along
and I bumped into you
much more heavily than I'd originally planned.
It was well embarrassing and
I think you thought that I was a bit of a twat

I just think that we'd get on
Oh I wish I could tell you face to face
instead of singing this stupid song
but yeah I just think that we might get on

So I went to that party
everyone they were kind of arty
And I was wearing this dress
'cause I wanted to impress
But I wasn't sure if I look my best
'cause I was so nervous
But I carried on regardless
strutting through each room
trying to find you

And when I saw you kissing that girl
My heart, it shattered
and my eyes, they watered
and when I tried to speak I stu-uttered

And my friends were like "Whatever,
you'll find someone better,
his eyes are way too close together
and we never even liked him from the start.
And now he's with that tart,

and I heard she'd done some really nasty stuff
down in the park with Michael.
He said she's easy
and if your guys with someone that's sleazy
then he ain't worth your time
cause you deserve a real nice guy"

So I proceeded to get drunk and to cry
I locked myself in the toilets for the entire night

Saturday night, I watch Channel 5
I particularly like CSI
I don't ever dream about you and me
I don't ever make up stuff about us
that would be considered insanity

I don't ever drive by your house to see if you're in
I don't even have an opinion on that tramp
that you are still seeing

I don't know your timetable
I don't know your face off by heart
but I must admit that there is a part
that still thinks that we might get on
that we might get on
that we *could* get on
that we should get on

12 Ocak 2010 Salı

Bir şey söyle, Nessa ! Perişan mıyım ?

















I feel certain that I am going mad again. I feel we can't go through another of those terrible times. And I shan't recover this time. I begin to hear voices, and I can't concentrate. So I am doing what seems the best thing to do.
You have given me the greatest possible happiness. You have been in every way all that anyone could be. I don't think two people could have been happier 'til this terrible disease came. I can't fight any longer. I know that I am spoiling your life, that without me you could work. And you will I know.
You see I can't even write this properly. I can't read. What I want to say is I owe all the happiness of my life to you. You have been entirely patient with me and incredibly good. I want to say that — everybody knows it. If anybody could have saved me it would have been you.
Everything has gone from me but the certainty of your goodness. I can't go on spoiling your life any longer.
I don't think two people could have been happier than we have been.
V.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Havuzda Perişan

















Dün akşam öylesine içilmiş ki, Algonquin yuvarlak masa ekibi görse gurur duyardı. Sabah sabah bünyede akan alkol az sonra kendimi durgun sularına bırakacağım havuzun klor seviyesini sarsacak denli perişan bir seviyede. Olur da yüzerken git gide inen kaslarım da isyan ederse bırakırım kendimi suyun derinliklerine. Sessiz bir mavi olurum. Belki dün akşam attığım "sex istiyorum bu bir sorun değil mi" mesajımın karıncalanmaları beynime girmez o sessizlikte.

Belki alır beni bir derinlik sarhoşluğu, götürür uzaklara. Belki uzaklar iyi gelir, arkadaşıma iyi geldiği gibi. Belki ona söylediğim nasihatları kendim dinlerim. Cevaplarını bildiğim soruları sormayı bırakırım, "belki"leri terkedip giderim.

7 Ocak 2010 Perşembe

Bin Pişman Bir Perişan

















Aldığım yatıştırıcı etkisini gösterene kadar sizlerle olmaya çalışacağım perişanlarım. Sonra parmaklarım hafifleyecek ve şu an yazmakta olduğum klavyeye güçleri yetmeyecek. İşte o zaman uzanıp gözlerimi kapayacağım. Yatıştırıcı aldım ki beni kemirmesin gece gece, yalanlarını sindireyim, sahte tebessümünü, tatlı dilini görmezden gelebileyim. Öteki türlü olmuyor, ceplerimdeki taşlar ağırlaşıyor, midem ağzımda atıyor.

Göğsümün ağrısı sırtıma vurmadan öylece uzanayım bir süre. Belki bu sefer başka bir yerde uyanırım, belki hatta unutmuş uyanırım ya da belki hiç uyanmam sonsuz bir düşün izinde...

5 Ocak 2010 Salı

Şuursuz Adam

















Günaydın perişanlarım. Sabah kahvenizi içmeden üzerinizdeki perişanlığı atamazsınız bilirim. Soğuk ve acı bir kahvenin tek yudumuna bile fit olacak denli perişansınız malum. Dün akşamdan beri beni de aldı bir perişanlık. Lucrecia Martel'in "Kafasız Kadın"ı denli perişanım. Kadının delikli hafızası benim delikli uykuma dönüştü. Arada uyandım, çamaşır makinesindeki çorapların suyunu sıkıyım dedim, olmuyor. Bön bön baktım tuşa, tekrar tekrar basıp. Olmadı. Meğer kapağı açma tuşuna basıyormuşum. O kapak açılsa ev perişan. Dedim: kafasız kadından perişan oldun şuursuz adam. İş günü mü, uykusuzluk mu, film mi, telefondaki ses tonu mu neden oldu bilemedim.

Uyumuşum. Tozlu raflardan bir rüya. Uzun zamandır görmemiştim, özlemişim. Sırtından sarılıyorum. Çevredekiler şaşkın, perişan. Bu sarılma da neyin nesi ?! Dünyam durmuş benim, en sevdiğim gidiyor. Nasıl sarılmam, ey perişanlar ?! Nasıl bırakırım onu !? Adımları nasıl durdu ben ona sarıldığımda, gördünüz mü ?! Uyanın hadi ! Bugün yeni bir gün.