9 Ocak 2010 Cumartesi

Havuzda Perişan

















Dün akşam öylesine içilmiş ki, Algonquin yuvarlak masa ekibi görse gurur duyardı. Sabah sabah bünyede akan alkol az sonra kendimi durgun sularına bırakacağım havuzun klor seviyesini sarsacak denli perişan bir seviyede. Olur da yüzerken git gide inen kaslarım da isyan ederse bırakırım kendimi suyun derinliklerine. Sessiz bir mavi olurum. Belki dün akşam attığım "sex istiyorum bu bir sorun değil mi" mesajımın karıncalanmaları beynime girmez o sessizlikte.

Belki alır beni bir derinlik sarhoşluğu, götürür uzaklara. Belki uzaklar iyi gelir, arkadaşıma iyi geldiği gibi. Belki ona söylediğim nasihatları kendim dinlerim. Cevaplarını bildiğim soruları sormayı bırakırım, "belki"leri terkedip giderim.

8 Ocak 2010 Cuma

sanırım, birazdan

herşeyi bırakıp kaçmak istiyorum.
ev kızı olma hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum ama evde beni istemiyorlar.
ve birazdan buna olanak verecek bir takım hareketler sergileyeceğim.
umutsuzluğun sonu yok.
sokaklarda yatarım artık.

7 Ocak 2010 Perşembe

Bin Pişman Bir Perişan

















Aldığım yatıştırıcı etkisini gösterene kadar sizlerle olmaya çalışacağım perişanlarım. Sonra parmaklarım hafifleyecek ve şu an yazmakta olduğum klavyeye güçleri yetmeyecek. İşte o zaman uzanıp gözlerimi kapayacağım. Yatıştırıcı aldım ki beni kemirmesin gece gece, yalanlarını sindireyim, sahte tebessümünü, tatlı dilini görmezden gelebileyim. Öteki türlü olmuyor, ceplerimdeki taşlar ağırlaşıyor, midem ağzımda atıyor.

Göğsümün ağrısı sırtıma vurmadan öylece uzanayım bir süre. Belki bu sefer başka bir yerde uyanırım, belki hatta unutmuş uyanırım ya da belki hiç uyanmam sonsuz bir düşün izinde...

Perihan da Perişan

Yarın ispanyolca finalim var. Ondan önce sınıfcak Godot'u bekliycez 3 saat kadar. Çalışmam lazım...

Ama ben napiyim, Perihan da perişan, ben de, sen de....

6 Ocak 2010 Çarşamba

Girizgah


ben de geldim. elbette gelicem. yaşım kemale ericek, hala okuyorum.
perişan ne kelime! sürünüyorum.

şu finaller bi bitsin, hepsini anlatıcam. söz.

not: yani sadece şu girdilerin altında gönderen g*tveren yazsın diye rumuzumu g*tveren yapmak istedim. hem de çok istedim, itiraf ediyorum. ama perişanız ucuz değil.

değil di mi?

bu kış çok zor geçecek















benim bildiğim sonbaharda yapraklar dökülür,
kışın yaralar sarılır,
ilkbahara umutla girilir,
yaz ise huzurun, mutluluğun mevsimidir...

ama bu kış tüm yapraklarım döküldü. tüm yaralarım açık kaldı. su topladı. ne bahara ne yaza geçecek ümidim var... sade benim değil, tüm sevdiklerimin tadı kaçık. pis gibi, hoyrat gibi geçmektesin kış. neden böylesin anlamadım.

ruhum üşüyor dostlarım... ruhum titriyor...

medyumluktan para kazanma



"hayattaki en büyük hayalim medyumluktan para kazanmak, çok da güzel kahve falı bakarım"




bu hafta hayatıma giren diğer tüm bıyıklardan, bugecenin geleceğini anlamalıydım.

bıyık resmen burnumun dibine girdi.
kaçtım kurtuldum.
bıyıktan vazgeçtim gençler, sakala dönüyorum, hernerde yaşıyor ve yaşatılıyorsa (sapkın)

seni de işte onu sevdiğim gibi seviyorum


hayranıyım.

(yine bi altnot girmek gerekirse, eastwood'a bir challenge sunuyorum , evet , yarım saatte derdini anlatsın, dünyaları ona vericem (sanki dünyalar onun değil, koskoca clint, olsun bende de bir takım dünyalar var)

5 Ocak 2010 Salı

ben olmuşum avatar















bu film ve hakkında söylenen her şeyden çok sıkıldım.
yok hasılat, yok teknik, yok nitelik derken her gün haber oluyo!

zaten na'viler hakkındaki her şeyi filmi henüz gözlemeden öğrendim.
na'viler de my ass ayrıca.
o mavi şeytan şappalaklarıyla özdeşleşmemi beklemesin kimseler!
ayyyhhh çekin şu filmi karşımdaaaağğğğnnn!

yangın yeri gibi pilooski editleri

john miles - stranger in the city

Buildings tower round me like they're waiting for the kill.
For days I haven't eaten and I really do feel ill.
If I cry for help, will you hear my call?
If I stumble now, would you let me fall?
Won't you give me a hand?
Try to understand,
I'm a stranger in the city.

Stuck inside these streets it's like a human traffic jam.
People walk right over me now, they don't give a damn.
If I ask for death, would you give me a gun?
If I took your hand, would you turn and run?
Won't you pity me,
Just try to see,
I'm a stranger in the city.

All my friends were saying that the streets were paved with gold.
I couldn't wait to get there from the stories I'd been told.
There's everything that I could want, it sounded like a dream.
But my money's gone
And I've got no-one.
Friends are nowhere to be seen.

Concrete jungle all around can't hear the birds and bees.
I've walked for miles, I can't believe what happened to the trees.
If I need someone, would you help me to get by?
If I come to you, would you give it a try?
I'm all alone,
So far from home.
I'm a stranger in the city.

Şuursuz Adam

















Günaydın perişanlarım. Sabah kahvenizi içmeden üzerinizdeki perişanlığı atamazsınız bilirim. Soğuk ve acı bir kahvenin tek yudumuna bile fit olacak denli perişansınız malum. Dün akşamdan beri beni de aldı bir perişanlık. Lucrecia Martel'in "Kafasız Kadın"ı denli perişanım. Kadının delikli hafızası benim delikli uykuma dönüştü. Arada uyandım, çamaşır makinesindeki çorapların suyunu sıkıyım dedim, olmuyor. Bön bön baktım tuşa, tekrar tekrar basıp. Olmadı. Meğer kapağı açma tuşuna basıyormuşum. O kapak açılsa ev perişan. Dedim: kafasız kadından perişan oldun şuursuz adam. İş günü mü, uykusuzluk mu, film mi, telefondaki ses tonu mu neden oldu bilemedim.

Uyumuşum. Tozlu raflardan bir rüya. Uzun zamandır görmemiştim, özlemişim. Sırtından sarılıyorum. Çevredekiler şaşkın, perişan. Bu sarılma da neyin nesi ?! Dünyam durmuş benim, en sevdiğim gidiyor. Nasıl sarılmam, ey perişanlar ?! Nasıl bırakırım onu !? Adımları nasıl durdu ben ona sarıldığımda, gördünüz mü ?! Uyanın hadi ! Bugün yeni bir gün.

4 Ocak 2010 Pazartesi

ya da


sakalla bıyığı; ceket, hırka ve yeleği birbiri ile karıştırdığım gibi karıştırıyorum.

sakal saç kaş üçgeni



şu kafalardan bir çıksam diyorum
ne zaman yayınlanıyor bu dizi bu arada?

redefine happiness

blue öyster cult- (don't fear) the reaper



all our times have come
here but now they're gone
seasons don't fear the reaper
nor do the wind, the sun or the rain..we can be like they are
come on baby...don't fear the reaper
baby take my hand...don't fear the reaper
we'll be able to fly...don't fear the reaper
baby i'm your man...

valentine is done
here but now they're gone
romeo and juliet
are together in eternity...romeo and juliet
40,000 men and women everyday...like romeo and juliet
40,000 men and women everyday...redefine happiness
another 40,000 coming everyday...we can be like they are
come on baby...don't fear the reaper
baby take my hand...don't fear the reaper
we'll be able to fly...don't fear the reaper
baby i'm your man...
love of two is one
here but now they're gone
came the last night of sadness
and it was clear she couldn't go on
then the door was open and the wind appeared
the candles blew then disappeared
the curtains flew then he appeared...saying don't be afraid
come on baby...and she had no fear
and she ran to him...then they started to fly
they looked backward and said goodbye...she had become like they are
she had taken his hand...she had become like they are
come on baby...don't fear the reaper

3 Ocak 2010 Pazar

martini



you sit still
my thoughts won't

Başlığın Senin Olsun

















Gelin perişanlar, gelin. Duyun sesimi, kulağınıza fısıldarken. Tokyo'ya gidecekmiş can dostum, beni buralarda bırakıp. Bir başıma kalacağım İran sigaracıklarımla, perişan kalacağım. Sesim çatlak, yüzüm yeni yılın bana hediye ettiği karaciğer paslanmasına işaret eden döküntülerle kaplı.

Münzevi bir düşkün, aşık bir dost, kayıp bir arkadaş olacağım. Beni düğümleyen 2009'u geride bıraktığım gibi, yeni gelen 2010'a da yüz vermeyeceğim, perişan olsun benden beter, eteklerime kapansın.

Benim rüzgarlarımın tek yöne estiğini kulağına fısıldasam bana inanır mısın, ey perişan !?

yoruldum yemin ederim













çok fazla sorumluluk
çok az zaman
sağ kolum uyuşucak
salonun ortasına yığılıcam.
korkum bu.

duştan sonra buharlı ayna bile alnımdaki vaktinden önce yer etmiş kırışıklıkları gizlemiyor. buhu vermemiş oralara, bakiyim de göriyim diye ayna... ben hala gençliğime yüz çeviriyor, hatırlatmalarını görmezden geliyorum. ben ona çelik ayna yaptıkça bir başka ayna suratıma tosluyor "kağıttan başka kırışmış bir şeyi tanımaman gerekirdi"yi... sağ kolum uyuşucak. vaktinden çok daha erken beyaz ekran çıkıcak. adımı soyadımı, doğumumu ve hayırdır inşallah dedirten bitimimi yazıcak büyük fontla... korkum bu...

2 Ocak 2010 Cumartesi

creeeeeeeeeeepy


smuggle çılgınlığından önce snuggie çılgınlığından bahsetmişti delirium da, inanmamıştım.

http://gizmodo.com/5191510/peekaru-is-a-baby-snuggie

acıklıyanlar

twilight


Yeni yılın ilk günü(?)..Saat 15.15 te uyandım ve hava geçen seneden çok daha karanlıktı.Dün gece herkesin sigara içmek için (benimse asfalta daha yakın olabilmek için) çıktığı balkonda o an gerçekleştiğine kimseyi inandıramadığım ay tutulması yanlızca herzamankinden daha fazla parlayan Ay'ı karartmakla kalmadı..İstanbul'u da Gotham'a çevirdi..Akşamüzeri kahvaltı(!) için gittiğim Starbucks'ta gördüğüm,bana kaşları kalkık,alnı kırışık,olanca acımasıyla bakan pug cinsi köpeğin sırtındaki pembe giysi dışında bir renk göremedim bu gün hayata ve yeni yıla karşı.Bunun dışında değişen birşey yok.Ben yine ne gece olsun istiyorum ne gündüz...Yine Florance dinliyorum ve yine algıda seçiciyim..Koca albümde seçebildiğim kelimelermi?

"..no dawn,no day..i'm always in this twilight..in the shadow of your heart.."

"..i'm going out.i'm gonna drink myself to death.."

perişanım.

m